Büyük bir derdim yok.

Hatta çoğu insana göre dert bile sayılmaz.

Hayatım düzenli. Günler birbirini tutuyor. Sabah kalkıyorum, işler yürüyor, yapılması gerekenler yapılıyor. Ciddi bir sorun yok. Kriz yok. Dağınıklık yok. Dışarıdan bakıldığında her şey olması gerektiği gibi.
Ama içimde tarif edemediğim bir boşluk var.
Bazen durup kendi kendime soruyorum:

“Bu kadar mı?”



Sevinirken garip bir suçluluk hissi geliyor. Üzülürken de mahcubiyet. Çünkü ortada üzülmeyi haklı çıkaracak bir sebep yok. Her şey yolundayken mutsuz olmak sanki yasakmış gibi.
Şikâyet etmeye kalkınca içimde bir ses hemen susturuyor:

“Abartıyorsun.”


“Şükret.”


“Bunun derdi mi olur?”


Hayaller var ama hepsi sessiz. Güvenli. Risk almıyorlar. Kimseyi rahatsız etmiyorlar. Onlar da benim gibi geri planda duruyor.
Bazen kendi hayatımda misafir gibi hissediyorum. Oradayım ama söz hakkım yok. Kararlar başkalarının beklentilerine göre şekillenmiş. Her şey planlı ama içimde bir şey büyümüyor. En zor tarafı şu:

Bu hissin adı yok.


Anlatınca eksik kalıyor. Dinleyen anlamıyor. Büyük bir acı, net bir olay, dramatik bir hikâye olmadığı için empati de olmuyor. O yüzden susmak daha kolay geliyor.
Susuyorum. Geçer sanıyorum.
Geçmiyor.
Sadece içimdeki sessizlik biraz daha derinleşiyor.

Belki de derdim şudur:

Hayatım düzenli.
Ama ben kendimi tamamlanmış hissetmiyorum.