Merve, bir ortama girdiğinde ilk önce kendini değil, başkalarını ölçerdi.
Kim daha güzel, kim daha başarılı, kim daha rahat konuşuyor, kim daha özgüvenli görünüyor…
Sonra sıra hep kendine gelirdi.
Ve kendi içinde verdiği karar neredeyse hiç değişmezdi:
“Ben eksiğim.” İş yerinde güzel bir fikir aklına gelirdi ama söylemezdi.
Arkadaş ortamında bir şey anlatacak olur, cümlesini yarıda keserdi.
Aynaya baktığında yüzünü değil, kusurlarını görürdü.
Bir hata yaptığında bunu sadece “yanlış yaptım” diye düşünmezdi;
“Ben zaten yetersizim” diye büyütürdü.
Dışarıdan bakınca hayatı normal görünüyordu.
Bir işi vardı, çevresi vardı, konuştuğu insanlar vardı.
Ama iç dünyasında sessiz bir yıkım sürüyordu.
Çünkü insanın benlik saygısı düşük olduğunda, en büyük savaşı dışarıyla değil, kendi zihniyle olur.
Benlik saygısı; insanın kendine verdiği iç değerdir.
Sadece aynada kendini beğenmek değildir.
Sadece güçlü görünmek de değildir.
Asıl mesele şudur:
İnsan, hata yaptığında bile kendini tamamen değersiz ilan ediyor mu, etmiyor mu?
Merve’nin sorunu tam da buydu.
Başarısız bir gün yaşadığında bunu geçici bir durum gibi göremiyordu.
Bir eleştiri aldığında, sadece davranışı eleştirilmiş olmuyordu; sanki bütün kişiliği reddedilmiş gibi hissediyordu.
Birisi mesajına geç cevap verdiğinde bile zihni aynı yere gidiyordu:
“Demek ki ben o kadar da önemli değilim.”
Zamanla fark etti ki, insanın benlik saygısı düşükse hayatındaki her olay olduğundan daha ağır hissediliyor.
Bir söz daha fazla can yakıyor.
Bir başarısızlık daha uzun sürüyor.
Bir reddedilme, insanın içine daha derin batıyor.
Çünkü mesele olayın kendisi olmaktan çıkıyor; insanın kendine dair inancına dönüşüyor.
Bir akşam eve döndüğünde aynanın karşısında uzun uzun kendine baktı.
İlk kez yüzünü incelemedi.
İlk kez kilosunu, saçını, cildini düşünmedi.
İlk kez kendine başka bir soru sordu:
“Ben neden kendimle hep düşman gibi konuşuyorum?”
İşte kırılma noktası buydu.
O gece şunu anladı:
Benlik saygısı, kusursuz olmakla kurulmaz.
Kendini her şeye rağmen insan yerine koyabilmekle kurulur.

Düştüğünde kendine küfretmemekle,
yanlış yaptığında kendini çöpe atmamakla,
başkalarıyla kıyaslanmadan da değerli olabileceğini kabul etmekle kurulur.
Çünkü kendine saygısı olmayan insan, hayatın hiçbir alanında tam olarak huzurlu olamaz.
İlişkide sürekli onay bekler.
İşte sürekli yetersizlik hisseder.
Aile içinde kendini anlatamaz.
Kalabalıkta görünür, ama içeride silik yaşar.
Benlik saygısı önemlidir; çünkü insanın iç sesi, hayatının yönetim kuruludur.
Orada sürekli hakaret varsa, dışarıdaki alkış bile yetmez.
Ama içeride biraz şefkat, biraz kabul, biraz sağlamlık varsa; dışarıdaki sertlik insanı yıkar ama bitiremez.
Merve’nin hayatı bir gecede değişmedi.
Ama ertesi gün ilk kez biri onu eleştirdiğinde hemen dağılmadı.
İlk kez bir hata yaptığında kendine “sa-laksın” demedi.
İlk kez aynaya bakınca eksiklerini değil, yorgunluğunu gördü.
Ve ilk kez kendine acımasız olmak yerine dürüst oldu:
“Ben kötü biri değilim. Sadece uzun zamandır kendime çok kötü davranıyorum.”
Bazen iyileşme büyük cümlelerle başlamaz.
Bazen sadece insanın kendine kurduğu o zalim mahkemeyi dağıtmasıyla başlar.
Benlik saygısı tam da budur:
Kendini herkesten üstün görmek değil,
kendini sürekli ezilecek biri gibi görmemektir.
Ve insan, kendine içeriden değer vermeyi öğrenmediği sürece, dışarıdan gelen hiçbir sevgi tek başına yetmez.
DertDinle’de kendini daha rahat ifade edebileceğin bir alan var
Bazı insanlar duygularını yüz yüze daha rahat anlatır, bazıları yazarak açılır, bazıları ise sesini duyurarak rahatlar.

DertDinle’de kullanıcılar dertlerini yazılı, sesli veya görüntülü şekilde paylaşabiliyor; ayrıca sistem, dert anlatan kişi ile uygun dert dinleyiciyi teklif ve talep mantığıyla buluşturan bir yapıda çalışıyor.

Platformda dert anlatmak isteyenler talep oluşturabiliyor, dinleyiciler buna teklif verebiliyor ve uygunluk oluştuğunda oturum gerçekleşebiliyor.

Ayrıca DertDinle, yalnızca dert anlatma alanı değil; empati gücü yüksek kullanıcıların dert dinleyerek gelir elde edebildiği bir model de sunuyor.

İnsan bazen çözüm aramadan önce sadece şunu ister:
anlaşılmak, yargılanmadan konuşmak ve gerçekten dinlenmek.
Bu yüzden detaylar için DertDinle.com’a bakabilirsin.