Ben Zusan. Bu Bölüm benim hikayemin ilk bölümüdür.
Bu hikâyeyi en başta yazmam gerekiyordu belki. Çünkü anne olma yolculuğumun ilk duygusu sevinçten önce korkuydu. Daha bebeğimi kucağıma almadan, daha ilk tekmesini hissetmeden, daha anneliğin içindeki o büyük sevgiyle tam tanışmadan önce içimde duran ilk karanlık düşüncelerden biri şuydu:
“Ya kaybedersem?”
Bunu yüksek sesle söylemek bile zordu. Çünkü insan bazen korktuğu şeyi adıyla çağırırsa gerçek olacak sanıyor.

Ben de bir süre böyle hissettim. Doktorum bana “düşük riskin var” dememişti. Belirgin bir riskli gebelik tablom da yoktu. Ama anne adaylığı garip bir yer; bazen sana söylenenlerle değil, senin geceleri kendi kendine düşündüklerinle de şekilleniyor.
İşte bu yazı, tam o günlerin içinden çıktı.
Ben düşük yaşamadım. Düşük tehdidiyle geçen bir gebelik de yaşamadım. Ama bir anne adayı olarak, o ihtimalin gölgesini hissettim. Sonra korkunun içinde kaybolmak yerine araştırdım.


Okudum. Doktorların, hastanelerin, sağlık kaynaklarının ne dediğine baktım. Çünkü bazen bilgi insanı tamamen rahatlatmaz ama karanlığın şeklini gösterir. Ben de o şekli görmek istedim.
Öğrendiğim ilk şey şuydu: Düşük sandığımızdan daha sessiz bir korku.

Genellikle gebeliğin 24. haftasından önce olan gebelik kaybı için kullanılıyor ve çoğu zaman nedeni annenin yaptığı bir hata değil, gebeliğin gelişimindeki bir problem oluyor.

Yani kadınların omzuna çok kolay bırakılan o görünmez suçun büyük kısmı aslında onlara ait değil. Ayrıca vajinal kanama ya da karın ağrısı her zaman düşük anlamına da gelmiyor; erken gebelikte başka nedenlerle de görülebiliyor.
Ben bunu öğrendiğimde içim biraz gevşedi. Çünkü korkunun en sert yanı, her belirtinin felaket gibi görünmesi.

Oysa gerçek daha nüanslıydı. Düşüğün en sık belirtileri vajinal kanama, alt karında ağrı ve kramp, bazen vajinadan dokuya benzer parçalar ya da sıvı gelmesi olabiliyordu. Ama aynı zamanda bazı kadınlar sadece lekelenme yaşayıp gebeliğine sağlıklı şekilde devam edebiliyordu. Yani bedenin her alarmı aynı sonucu vermiyordu.
Beni en çok etkileyen şeylerden biri de şuydu: Her düşük önlenemiyor. Sağlık kaynakları bunu açık söylüyor. Yine de riski azaltmak için dikkat edilebilecek şeyler var. Sigara içmemek, alkol kullanmamak, fazla kafeinden kaçınmak, sağlıklı bir kiloda olmak ve diyabet ya da tiroid gibi durumlar varsa bunları doktorla yakından takip etmek önemli görülüyor.

Özellikle alkolün gebeliğin ilk aylarında düşük riskini artırabildiği açıkça belirtiliyor.
Ben o günlerde kendime biraz daha özenli davranmaya başladım. Zaten korkuyordum; bari korkum boş dönmesin istedim. Daha dikkatli beslendim. Dinlenmeyi hafife almadım. İçtiğim kahvenin hesabını yaptım. Her şeyi takıntıya çevirmeden, ama hiçbir şeyi de “bir şey olmaz” rahatlığına bırakmadan yürümeye çalıştım.

Çünkü annelik bazen daha çocuk doğmadan başlıyor; insan önce kendi özensizliğini bırakıyor.
Bir de tehlikeli belirtileri öğrendim. Bu kısmı bilmek beni hem ürküttü hem rahatlattı. Çünkü artık neyin “izleyelim” neyin “beklemeyelim” olduğunu daha iyi biliyordum. Hamileyken hafif lekelenme ya da hafif ağrıda bile sağlık ekibiyle görüşmek öneriliyor.

Ama şiddetli karın ağrısı, omuz ağrısı, bayılma, baş dönmesi, yoğun kanama ya da pedin hızla dolması gibi durumlar acil değerlendirme gerektirebiliyor. Bazen mesele düşük olmuyor, dış gebelik gibi hemen müdahale edilmesi gereken başka bir tablo olabiliyor. Ş

üpheli durumlarda erken gebelik ünitesinde ya da kadın doğum ekibinde değerlendirme; kan-idrar testleri ve ultrason ile yapılıyor. Merih o günlerde benim kadar çok okumuyordu belki, ama yüzümden anlıyordu. Bazen geceleri “Neyin var?” diye sormuyordu bile. Sadece omzuma dokunuyordu. Çünkü bazı korkuların tam cümlesi olmuyor. Kadın bazen “İçim rahat değil” der, ama aslında onun altında yüz tane ihtimal vardır. Ben de öyleydim.

Korkuyordum. Ama korkumun içinde bilinçsiz kalmak istemiyordum.
Bu yüzden bu hikâyeyi en başa koyuyorum.
Çünkü benim anneliğe giriş kapım biraz buydu:
Sevmekten önce kaybetmekten korkmak.
Mutluluktan önce temkinli olmak.
Ve sonra, o temkinin beni felç etmesine izin vermeden bilgiye tutunmak.
Benim düşük riskim yoktu. Ama korkum vardı.
Ve bazen kadınları araştırmaya iten şey tanı değil, ihtimal oluyor.
Bu yazıyı da o yüzden bir ön söz gibi bırakıyorum. Sonraki her şeyin başında bu vardı. Hamileliği planlamamın da, ilk belirtileri korkuyla dinlememin de, doğumdan çekinmemin de, bebeğime kavuşana kadar her şeye dikkat kesilmemin de başında…
Kaybetme korkusu.
Ama şimdi dönüp baktığımda şunu söyleyebiliyorum:
Korkmak beni zayıf yapmadı.
Daha dikkatli yaptı.
Daha bilinçli yaptı.
Belki biraz daha yordu.
Ama aynı zamanda anneliğe daha dürüst bir yerden hazırladı.
Ben Zusan.
Hikâyemin başında bunu taşıyordum.
Ve belki her anne adayı biraz taşıyordur.
Sadece herkes aynısı kadar konuşamıyor.

Hikayemin 2. Kısmını okumak için linke takla.

Editör Notu: Bu hikâye, Zusan’ın hikâyesidir. DertDinle ile paylaştı, biz de siz kıymetli okurlara ulaştırdık. Anlatılanlar; gerçek duygular, kişisel deneyimler, bireysel gözlemler ve yaşanmışlıklardan oluşan bir hikâye bütünüdür.
Bu içerik yalnızca duygusal paylaşım, farkındalık oluşturma ve okurla deneyim bağı kurma amacıyla yayımlanmıştır.


Burada yer alan hiçbir ifade; tıbbi teşhis, tedavi, yönlendirme, psikolojik değerlendirme, uzman görüşü ya da profesyonel sağlık danışmanlığı yerine geçmez. Hamilelik, doğum, lohusalık, emzirme, bebek bakımı, ruh sağlığı veya benzeri konularda yaşadığınız herhangi bir belirti, şüphe, ağrı, risk ya da sağlık sorunu için mutlaka doktorunuza, ebe/hemşireye, psikoloğa veya ilgili sağlık uzmanına başvurunuz.
Her gebelik, her doğum, her anne, her bebek ve her aile dinamiği farklıdır.

Bu nedenle bir hikâyede anlatılan deneyim; herkes için aynı şekilde geçerli, uygulanabilir veya sonuç verici kabul edilmemelidir. Özellikle sağlıkla ilgili kararlar, internet içerikleri ya da bireysel anlatılar üzerinden değil; yalnızca uzman değerlendirmesi ve kişisel tıbbi durum dikkate alınarak verilmelidir.
DertDinle’de yayımlanan bu tür anlatılar; yalnız olmadığınızı hissettirmek, benzer duygular yaşayan insanlara ses olmak ve hayatın içinden gerçek deneyimlere alan açmak için paylaşılmaktadır.
Benzer deneyimlerinizin de DertDinle’de yayımlanmasını istiyorsanız, Destek bölümü ya da İletişim sayfası üzerinden hikâyenizi bize ulaştırabilirsiniz. Uygun görülen paylaşımları, editöryal değerlendirme sonrasında yayımlamaktan memnuniyet duyarız.

Ayrıca görüş, öneri ve düşüncelerinizi yorum olarak paylaşmayı unutmayın.