Bazı değişimler önce bedende değil, sezgide başlar
Bir kadının hayatında bazı günler vardır; takvimde sıradan görünür ama içinde sessiz bir dönüm noktası taşır. O günlerden biri de benim için, hiçbir şeyin tam olarak belli olmadığı ama içimde bir şeylerin değişmeye başladığını hissettiğim zamandı.
İnsan bazen önce bedeninden değil, kalbinden şüpheleniyor.
Bir sabah uyandım. Odanın içi aynı odaydı. Perdeden sızan ışık aynıydı. Merih’in uyku hâli, yastığın kenarına düşen eli, mutfaktan birazdan gelecek çay kokusu… Her şey tanıdıktı. Ama ben kendimi tanıdığım gibi hissetmiyordum.
Sanki içimde görünmeyen bir dalga vardı. Daha ortada net bir bilgi yoktu ama bedenim bana benden önce bir şey söylemeye çalışıyordu.
Kadınlar bunu bazen kelimeye dökemez. “Bir tuhaflık var” deriz. İşte o tuhaflık, bazen çok büyük bir haberin en sessiz girişidir.
Hamileliğin ilk belirtileri çoğu zaman filmlerdeki gibi dramatik başlamıyor.
Bir anda dünyan değişmiyor. Daha çok küçük ayrıntılar yer değiştiriyor. Sabah kalktığında biraz daha yorgun oluyorsun. Canın sebepsiz yere bir şeye sıkılıyor. Her zaman sevdiğin bir kokudan rahatsız olmaya başlıyorsun. Göğsünde tarif edemediğin bir hassasiyet oluyor. Aynaya bakınca aynı yüzü görüyorsun ama o yüzün arkasında başka bir bekleyiş başlıyor.
Benim için ilk değişim, yorgunluktu.
Hiçbir şey yapmamışken bile yorgun hissetmek
Eskiden yoğun günler yaşardım, yorulurdum ama bu başka bir şeydi. Bu, sanki uykuyla düzelmeyen bir halsizlikti. Sabah uyanıyor, daha gün başlamadan bitmiş gibi hissediyordum. Merdiven çıkmak bile gözümde büyüyordu. Öğleden sonra gelen ağırlık, akşam saatlerinde içime çöken garip bir sersemlik… Sanki bedenim, benden habersiz bir inşaata başlamıştı da bütün enerjisini oraya ayırıyordu.
Merih ilk günlerde bunu strese verdi.
“Biraz fazla yoruldun galiba,” diyordu.
Ben de öyle sanıyordum.
Ama sonra fark ettim; bu, bildiğim yorgunluklardan değildi. Yüzümdeki ifade değişmişti. Daha dalgın, daha içe çekilmiş, daha ağır bir hâlim vardı. Bir akşam yemek hazırlarken elimdeki kaşığı bıraktım ve sandalyeye oturdum.
Öylece. Hiçbir şey olmadan. Merih telaşlanıp yanıma geldi.
“İyi misin?” dedi.
“İyiyim,” dedim yine.
Ama bu kez sesim bile bana inanmıyordu.
Kadınlar bazen en önemli değişimi önce kendilerinden saklıyor.
Regl gecikmesi sadece bir tarih değil, zihnin içinde büyüyen bir sessizliktir
Sonra günler geçti. Takvimde küçük bir gecikme oldu.
Normalde insan böyle şeyleri hemen fark etmez sanılır. Oysa kadın bedeniyle yaşayan kadın, kendi ritmini bilir. Her ayın nasıl geldiğini, ne zaman gerildiğini, ne zaman rahatladığını, ne zaman içine kapandığını bilir. Ben de biliyordum.
O yüzden gecikme başladığında önce bunu sessizce cebime koydum. Hemen telaş yapmadım. Çünkü umut bazen çok kırılgan olur. Adını erken koyarsan nazar değer gibi hissedersin.
Ama zihnim durmuş muydu? Hayır.
O günlerde bir kadının içinde çok garip bir konuşma başlar:
“Belki bir şey yoktur.”
“Ama ya varsa?”
“Abartıyor olabilir miyim?”
“Hayır, bedenimde gerçekten bir değişim var.”
“Ya sadece geçici bir durumsa?”
“Ya bu kez gerçekten farklıysa?”
İnsan aynı anda hem umutlu hem korkmuş olabilir mi? Olur. Hem sevinmeye çekinip hem kötü bir şey olacakmış gibi kalbini geri çekebilir mi? Evet. Kadınlık biraz da budur zaten; aynı duyguyu tek başına yaşamazsın.
Her hissin gölgesinde başka bir his bekler.
Merih o günlerde benim sessizliğimi fark ediyordu ama sebebini tam okuyamıyordu. Yüzüme dikkatle bakıyordu. Sormak istiyor ama korkuyordu. Çünkü bazı sorular erken sorulunca insanın içine dokunur. O da benim kadar temkinliydi.
Bir akşam salonda oturuyorduk. Televizyon açıktı ama ikimiz de izlemiyorduk. Bana döndü. Uzun uzun bakmadı, kısa ve dikkatli baktı. Sonra sesini alçaltarak, sanki fazla yüksek konuşursa her şey bozulacakmış gibi,
“Bir şey mi düşünüyorsun?” dedi.
Ben o an ağlamadım. Ama boğazım düğümlendi. Çünkü bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, birinin onun sessizliğini fark etmesi oluyor.
Göğüslerde hassasiyet, bedensel değişimlerin ilk fısıltılarından biri
İlk zamanlarda beden, haberi büyük cümlelerle vermiyor. Küçük dokunuşlarla söylüyor.
Ben göğüslerimde alışık olmadığım bir hassasiyet hissetmeye başlamıştım. Bir kıyafetin kumaşı bile rahatsız eder olmuştu. Yatarken pozisyon değiştirmek bile fark yaratıyordu. Bu küçük gibi görünen şeyler, aslında bir kadının bedeninde başlayan dönüşümün sessiz işaretleri olabiliyor.
Ama o sırada bunu yaşarken insan hâlâ kesin konuşamıyor.
Çünkü hamileliğin ilk belirtileri, çoğu zaman kadın bedeninin başka dönemlerinde yaşananlarla karışabiliyor. İşte en zor tarafı bu. Belirtiler var ama netlik yok. Şüphe var ama sonuç yok. Ve insan belirsizlik kadar hiçbir şeyde yorulmuyor.
Bedenim bana “bir şeyler değişiyor” diyordu. Zihnim ise “emin olma” diye frene basıyordu.
Bu iki ses arasında kalmak kolay değil.
Koku hassasiyeti geldiğinde dünya bir anda başka kokmaya başlıyor
Sonra kokular.
Hayatımda ilk kez, mutfağa girer girmez geri çıkmak istedim. Her gün kullandığım kahve kokusu bir anda ağır geldi. Soğana tahammülüm azaldı. Parfümüm bile fazla yoğun gelmeye başladı.
Sanki burnum, dünyanın sesini kısmış ama kokuların sesini açmıştı.
Merih bir sabah kahve yaptı. Eskiden o koku bana huzur verirdi. O gün midem altüst oldu. Yüzüm istemsizce gerildi. O da hemen fark etti.
“Kahvede bir şey mi var?” dedi.
“Yok,” dedim. “Benimle ilgili galiba.”
Böyle anlarda erkekler de afallıyor. Çünkü görünürde bozuk olan bir şey yok ama kadının bedeni artık eski ölçüyle çalışmıyor. Ve bunu dışarıdan anlamak kolay değil. Merih bazen ne yapacağını bilemiyordu. Ama şunu yapıyordu: Bakıyordu. Fark ediyordu. Kaydediyordu.
Sonra ona göre davranıyordu. Sonraki gün mutfakta daha hafif şeyler hazırladı. Parfümünü daha az sıktı. Camı daha sık açtı. Sevginin bazen adı fedakârlık değil, ince ayardır.
İnsan kendisini gerçekten seven birini, çoğu zaman böyle küçük düzenlemelerden tanıyor.
Mide bulantısı sadece fiziksel değil, duygusal bir sarsıntı da taşıyor

Hamileliğin ilk belirtileri dendiğinde çoğu kişinin aklına ilk mide bulantısı gelir. Ama dışarıdan göründüğü kadar basit bir şey değil bu. Sadece miden kötü olmuyor. Bir anda gündelik hayatın akışı bozuluyor. Yemekle ilişkin değişiyor.
Açlık ve tiksinme aynı anda yaşayabildiğin iki zıt duyguya dönüşüyor. Canın bir şey çekiyor ama görünce istemiyorsun. Midende tam tarif edemediğin bir dalga oluyor.
Ben ilk bulantıyı çok hafif sandım. “Geçer” dedim. Geçmedi. Sonra anladım ki insanın bedeninde bir değişim başladığında, kendine gösterdiği eski sertlik işe yaramıyor. Çünkü artık mesele dayanıklılık değil; uyum sağlamak.
Sabahları daha zorlanıyordum.
Midem boşken ayrı, tokken ayrı rahatsız oluyordum. Bir gün Merih mutfakta tost yaptı. Ev normalde güzel kokması gereken bir kahvaltı kokusuyla doldu ama benim içim daraldı. Pencereye yöneldim. Yüzümün rengini görünce hiç soru sormadı.
Tabağı kenara aldı, su getirdi, saçımı arkadan topladı. Bu kadar.
Bazı anlarda insanın aşk tanımı değişiyor. Önceden aşkı daha romantik şeylerde arıyorsun. Sonra biri senin miden bulanırken saçını tutuyorsa, aşk biraz da budur diyorsun.
Duygusal dalgalanmalar… ağlamak için bazen gerçek bir sebep gerekmiyor
Hamileliğin ilk dönemlerindeki en görünmeyen ama en yorucu değişimlerden biri de duyguların ritminin bozulması. Bir gün çok umutlu, bir gün sebepsiz alıngan, bir gün aşırı hassas, bir gün içine kapanık olabiliyorsun.
Ben kendimi bazen tanıyamıyordum.
Bir reklam izleyip ağlayacak kadar hassaslaşıyordum. Sonra kendi ağlamama sinir oluyordum. Sonra o sinire de üzülüyordum. Böyle katman katman bir ruh hali düşün. Kadın olmak bazen zaten zor; üstüne hormonların senden habersiz yönetim kurulunu ele geçirdiğini düşün.
İçeride ciddi bir reorganizasyon var, ama dışarıdan bakınca herkes senden “normal” olmanı bekliyor. Güzel hayal.
Merih başta şaşırıyordu. Bir akşam hiçbir büyük sebep yokken ağlamaya başladım. “Ne oldu?” dedi. “Bilmiyorum,” dedim. Gerçekten bilmiyordum. İşte en zor yanı da bu. Kadın bazen kendi duygusunun kökenini o anda açıklayamıyor. Ama bu, duygunun sahte olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, o kadar gerçek oluyor ki kendini anlatmaya yetmiyor.
Merih yanıma oturdu. O an çözüm sunmaya kalkmadı. “Abartıyorsun” demedi. “Takma” demedi. “Boş ver” demedi. Sadece elimi tuttu.
Bugün geriye dönüp baktığımda hâlâ şunu düşünüyorum: Bir erkek her şeyi düzeltemez. Ama bir kadının yalnız hissetmesini engelleyebilir. Ve bazen en büyük destek budur.
Sık idrara çıkma, şişkinlik, iştah değişimi… bedenin dili değişiyor
Kadınlar bedenlerini tanır. O yüzden küçük farklılıklar bile gözden kaçmaz. Bende de öyle oldu. Daha sık tuvalete gitmeye başladım. Karnımda hafif bir şişkinlik hissi vardı. Daha yolun çok başıydı, ortada görünen bir değişim yoktu ama ben içimde bir yoğunluk hissediyordum.
Sanki bedenim her şeyi daha dikkatli yaşıyordu.
Yemek düzenim değişmişti. Bazen iştahım açılıyordu, bazen hiçbir şey istemiyordum. Bazen sadece tuzlu şeyler, bazen sadece hafif şeyler iyi geliyordu. Daha önce severek yediğim bir şey bir anda uzak geliyordu.
Bu değişimler tek başına “işte kesin bu” dedirtmez belki, ama hepsi bir araya gelince içindeki ihtimal büyümeye başlıyor.
Hamileliğin ilk belirtileri çoğu kadında farklı görülür. Kiminde çok belirgin, kiminde çok hafif yaşanır. Kiminde bulantı olur, kiminde olmaz. Kiminde göğüs hassasiyeti çok artar, kiminde asıl belirti duygusal değişimlerdir.
Ben bunu yaşayarak öğrendim: Kadın bedeni tek tip bir hikâye anlatmaz. Her beden kendi cümlesini kurar.
Beklemek, bazen sonucu öğrenmekten daha zor

Sanırım o günlerde en çok beklemek yordu beni.
Net bir şey olmadan hissetmek çok garip. Sanki kapının arkasında biri var ama zili çalmıyor. Sen de orada durmuş, “Acaba gerçekten biri geldi mi?” diye dinliyorsun. İşte o günler tam olarak böyleydi. Ben bedenimi dinliyordum.
Takvime bakıyordum. İçimden hesap yapıyordum. Sonra kendi kendime kızıyordum, fazla düşünmemeye çalışıyordum. Sonra yine düşünüyordum.
Merih bu süreçte bana olabildiğince yumuşak davranıyordu.
Bir şeyin farkındaydı ama üstüne gitmiyordu. Bu, her erkeğin yapabildiği bir şey değil. Bazıları cevabı hemen ister. Bazıları kadının sessizliğine tahammül edemez. Ama o, benim hazır olmamı bekliyordu. Çünkü bazen sevdiğin insana verilen en büyük alan, onu acele ettirmemektir.
Bir gece yatağa uzandık. Oda karanlıktı. Ben tavana bakıyordum. Merih sırtını bana dönmemişti; o da uyanıktı belli ki. Sonra alçak bir sesle,
“Ne çıkarsa çıksın, birlikte karşılarız,” dedi.
Bu cümle dışarıdan bakınca sade. Ama bazı gecelerde insanın içine duvar gibi oturuyor. Çünkü korku çoğu zaman tek başına büyür. Paylaşılınca geçmez belki ama şekli değişir.
Kadın için ilk değişim sadece bedende değil, kimlikte başlıyor
O günlerde kendime daha sık bakmaya başladım.
Aynaya değil sadece; içime. “Ben hazır mıyım?” sorusu yeniden geldi. Ama bu kez daha farklıydı. İlk hikâyemizde daha çok hamileliği planlamanın duygusal tarafındaydım. Şimdi ise sanki kapının eşiğine gelmiş gibiydim.
Bu da başka bir şey.
Bir kadının içinde annelik duygusu tek seferde oluşmuyor. O duygu bazen korkuyla karışık geliyor. Bazen tam sevinemiyorsun. Çünkü sevinç yükseldikçe, kaybetme korkusu da yükseliyor.
Bu çok insani ama çok az konuşulan bir şey.
İnsanlar genelde böyle dönemleri sadece mutlu göstermek istiyor. Oysa gerçek şu: İlk belirtiler başladığında kadın sadece heyecan duymuyor. Endişe de duyuyor. Bedeni değişirken aklı da başka ihtimalleri çağırıyor. “Her şey yolunda mı?” sorusu, mutluluğun yanına yerleşiyor.
Ben de öyleydim. İçimdeki olası mucizeyle, o mucizenin kırılganlığı aynı anda büyüyordu.
Erkek de değişiyor; sadece bedeni değil, sorumluluğu ağırlaşıyor
Merih’i o dönemde farklı bir gözle izlemeye başladım. O da değişiyordu. Belki göğsü hassaslaşmıyordu, midesi bulanmayordu, hormonları altüst olmuyordu. Ama onun da omuzlarına görünmeyen bir yük biniyordu.
Daha dikkatli konuşuyordu. Daha çok gözlemliyordu. Beni yalnız bırakmamak için iş çıkışı daha hızlı geliyordu. Markete giderken “Bir şey ister misin?” sorusu, sıradan bir cümle olmaktan çıkmıştı.
Çünkü artık o sorunun içinde “Sana iyi gelsin istiyorum” anlamı vardı.
Ama dürüst olayım, onun için de kolay değildi. Erkekler çoğu zaman sürece dışarıdan dahil oldukları için kendilerini yetersiz hissedebiliyor. Kadın bedeninde olan biteni birebir yaşamadıkları için ne kadar yaklaşsalar da tam içine giremiyorlar.
Bu da onlarda başka bir mahcubiyet yaratıyor. Merih bazen bunu gözleriyle belli ediyordu. Yardım etmek istiyor ama nereye dokunacağını bilmiyordu.
İşte ilişkide önemli olan yer de burası. Kadının “beni anlamıyorsun” öfkesiyle, erkeğin “ne yapacağımı bilmiyorum” çaresizliği arasında köprü kurabilmek.
Ben zamanla ona şunu söylemeyi öğrendim:
“Bazen çözüm istemiyorum, sadece yanımda kal.”
O da şunu öğrendi:
“Bazen sevgi, doğru cümleyi bulmak değil, yanlış cümleyi kurmamaktır.”
İlk belirtilerle birlikte evin havası bile değişiyor

Aynı salon, aynı mutfak, aynı eşyalar… ama sanki duvarlar bile daha dikkatli duruyor. Daha yavaş konuşuyorsun. Daha çok dinliyorsun. Daha çok düşünüyorsun. Gelecek, ilk kez bu kadar somut bir sandalyeye oturup karşına geçiyor.
Bir fincan çayın yanında yapılan kısa sohbet bile başka bir anlam kazanıyor. Bir market listesi bile “artık iki kişilik değiliz belki” hissi taşıyor. Camdan dışarı bakarken bile aklına başka bir hayat düşüyor.
Bu çok tuhaf ama çok gerçek.
Ben bazen salondaki koltuğa oturup evimize bakıyordum. “Burada bir bebek büyür mü?” diye düşünüyordum. Sonra kendi kendime gülümsüyordum. Çünkü daha ortada kesinleşmiş hiçbir şey yokken bile kalp, geleceğe mobilya taşımaya başlıyor.
Güzel tarafları da vardı: umut ilk kez bu kadar sessiz ve güçlüydü

O günlerde her şey zor değildi. İnce ama çok güzel anlar da vardı.
Merih bana bir akşam mandalina soydu. Normal bir şey gibi anlatıyorum ama değildi. Çünkü ben o gün kendimi çok yorgun hissediyordum.
Konuşacak hâlim bile yoktu. O da hiçbir büyük jest yapmadan yanıma oturdu, mandalinayı soydu, liflerini ayıkladı, dilim dilim uzattı. Ben o an onun bana meyve değil, anlayış verdiğini hissettim.
Bir başka gün başımı omzuna koymuştum. “Korkuyor musun?” diye sordum.
Biraz sustu. Sonra,
“Evet,” dedi.
“Ben de,” dedim.
Sonra ikimiz de aynı anda hafifçe güldük.
İşte bazı yakınlıklar tam burada kuruluyor. Güçlü görünme yarışını bırakıp aynı korkuda buluşunca.
Hamileliğin ilk belirtileriyle gelen değişimler ilişkiye ne yapar?
Bunu çok net söyleyebilirim: Eğer çift birbirine karşı açık değilse, ilk dönemler gereksiz kırgınlık üretebilir.
Çünkü kadın kendi bedenindeki değişimle uğraşırken daha hassas oluyor. Erkek ise dışarıdan bakıp anlamlandırmakta zorlanıyor. Küçük bir söz büyüyebiliyor.
Sıradan bir tavır yanlış anlaşılabiliyor. Bazen bir taraf “beni görmüyor” diyor, diğer taraf “elimden geleni yapıyorum” diye içten içe kırılıyor.
Biz de kusursuz değildik.
Bir iki kez sebepsiz tartıştık. Ben onu duyarsız sandım. O beni fazla içine kapanık buldu. Sonra sakinleşince fark ettik ki ikimiz de aynı şeyi istiyoruz: Bu süreci doğru yaşamak. Ama ikimizin yolu farklıydı.
Ben hissetmekten gidiyordum.
O korumaktan gidiyordu.
Sonra ortada buluştuk.
İlişkinin güçlenmesi için bazen büyük olaylar değil, hassas dönemler gerekir.
Hamileliğin ilk belirtileri de çiftin birbirini gerçekten tanıyıp tanımadığını çok net ortaya çıkarıyor. Kim nasıl kaygılanıyor, kim nasıl destek istiyor, kim susunca ne demek istiyor, kim sevgiyi hangi dille gösteriyor…
hepsi yavaş yavaş görünür oluyor.
İlk belirtiler bazen sevinçten önce gelen bir sınavdır
Bugün biri bana “Hamileliğin ilk belirtileri nasıldı?” diye sorsa, sadece mide bulantısı, halsizlik, regl gecikmesi, koku hassasiyeti diye cevap vermem. Çünkü bunlar doğrudur ama eksıktir. Asıl cevap şudur:
İlk belirtiler, bir kadının bedeninde başlayan değişimin aynı anda kalbine, zihnine, ilişkisine ve geleceğe bakışına da yayılmasıdır.
Yani mesele sadece bedensel değil. İlk belirtilerle birlikte bir kadın artık eskisi gibi düşünmez. Bir erkek de sevdiği kadına eskisi gibi bakmaz. Araya başka bir ciddiyet, başka bir şefkat, başka bir dikkat girer.
Ben o günlerde aynaya bakarken sadece yüzümü görmüyordum. İçimde sessizce büyüyen bir ihtimali de görüyordum. Merih bana bakarken sadece eşini görmüyordu; aynı zamanda kırılganlaşan, değişen, başka bir eşiğe yaklaşan kadını da görüyordu.
Ve sanırım bu yüzden o günler unutulmaz.
Şimdi dönüp baktığımda en çok neyi hatırlıyorum biliyor musun?
Büyük cümleleri değil.
Sabahları pencerenin açılışını…
Mutfağa sinen kokuların bana bir anda ağır gelişini…
Merih’in yüzüme bakıp sorup sormamak arasında kaldığı anları…
Sandalyeye oturup durduk yere yoruluşumu…
Hiç sebep yokken dolan gözlerimi…
Geciken günlerin kalbimde büyüttüğü sessiz heyecanı…
Ve en çok da, henüz her şey kesinleşmemişken bile içimde beliren o ince bağ hissini…
Sanki hayat bana uzaktan sesleniyordu.
O günlerde öğrendiğim şey şu oldu:
Hamileliğin ilk belirtileri, sadece bir bebeğin haberi değildir. Bazen bir kadının kendi içindeki gücü yeniden tanımasının da başlangıcıdır.
Bazen bir erkeğin sevgisini daha olgun bir hale getirmesidir. Bazen iki insanın, korkularını ilk kez aynı masaya oturtup onlardan kaçmadan birbirine bakabilmesidir.
Ve evet, ilk belirtiler bazen yorar. Bedeni de yorar, zihni de. Belirsizlik insanı yıpratır.
Değişim insanı ürkütür. Ama bütün bunların arasında çok özel bir şey de olur: İnsan, sevdiği kişiyle birlikte yeni bir hayata doğru eğilmeye başlar.
Sessizce.
Dikkatle.
Korkarak ama vazgeçmeden.
Çünkü bazı haberler önce kelime olmaz.
Önce his olur.
Hikayemin 2. Kısmını okumak için linke takla.
https://www.dertdinle.com/dertlihikayeler/hamilelik/hamilelik.hamilelik-planlamasi/hamilelik-planlarken-nelere-dikkat-edilmeli
Hikayemin 4. Kısmını okumak için linke takla.

Editör Notu: Bu hikâye, Zusan’ın hikâyesidir. DertDinle ile paylaştı, biz de siz kıymetli okurlara ulaştırdık. Anlatılanlar; gerçek duygular, kişisel deneyimler, bireysel gözlemler ve yaşanmışlıklardan oluşan bir hikâye bütünüdür.
Bu içerik yalnızca duygusal paylaşım, farkındalık oluşturma ve okurla deneyim bağı kurma amacıyla yayımlanmıştır.
Burada yer alan hiçbir ifade; tıbbi teşhis, tedavi, yönlendirme, psikolojik değerlendirme, uzman görüşü ya da profesyonel sağlık danışmanlığı yerine geçmez. Hamilelik, doğum, lohusalık, emzirme, bebek bakımı, ruh sağlığı veya benzeri konularda yaşadığınız herhangi bir belirti, şüphe, ağrı, risk ya da sağlık sorunu için mutlaka doktorunuza, ebe/hemşireye, psikoloğa veya ilgili sağlık uzmanına başvurunuz.
Her gebelik, her doğum, her anne, her bebek ve her aile dinamiği farklıdır.
Bu nedenle bir hikâyede anlatılan deneyim; herkes için aynı şekilde geçerli, uygulanabilir veya sonuç verici kabul edilmemelidir. Özellikle sağlıkla ilgili kararlar, internet içerikleri ya da bireysel anlatılar üzerinden değil; yalnızca uzman değerlendirmesi ve kişisel tıbbi durum dikkate alınarak verilmelidir.
DertDinle’de yayımlanan bu tür anlatılar; yalnız olmadığınızı hissettirmek, benzer duygular yaşayan insanlara ses olmak ve hayatın içinden gerçek deneyimlere alan açmak için paylaşılmaktadır.
Benzer deneyimlerinizin de DertDinle’de yayımlanmasını istiyorsanız, Destek bölümü ya da İletişim sayfası üzerinden hikâyenizi bize ulaştırabilirsiniz.
Uygun görülen paylaşımları, editöryal değerlendirme sonrasında ya
Yorumlar