Aşkı yalnızca bir içgüdüye, bir biyolojik dürtüye indirgeyenleri anlamakta zorlanıyorum. Çünkü ben âşık oldum. Gerçekten. İçimde tarif edemediğim ama varlığına her hücremle inandığım bir hisle sevdim birini. Bu sevginin içinde sadece hormonlar yoktu. Sadece anlık arzular, geçici hevesler de yoktu. Bu, bir insanın başka bir insan için tüm benliğini ortaya koymasıydı. Evet, bedenimizde hormonlar çalışır. Evet, fiziksel arzular zaman zaman bizi yönlendirir. Ama aşk… Aşk bambaşka bir şeydir. Onunla konuşurken, yalnızca sesini duymak bile içimi titretiyordu. Bu hissin kaynağını nasıl sadece kimyaya bağlayabilirim? Herkes gibi bir yüzü vardı. Herkes gibi bir gülüşü. Ama bana göre o, kalabalığın içinden sıyrılıp gelen biriydi. Yıllardır tanıyormuşum gibi tanıdık, ama her defasında yeniden şaşırtan biri… Aşk, bazen birlikte hiçbir şey yapmadan saatlerce oturabilmektir. Bir filme, bir kelimeye bile gerek kalmaz. Yanında olduğunu bilmek yeter. Nefesinin varlığı yeter. Ve işin en garip yanı şuydu: Bu sevgide her zaman karşılık aramıyordum. Elbette onun da beni sevmesini isterdim. Ama sevse de sevmeseydi de ben sevmiştim bir kere. Çünkü bu duygu, sahip olma isteğinden çok daha fazlasıydı. Aşk bazen yoklukla da güzeldir. Aşk bazen suskunlukta hissedilir. Ve bazen aranızda hiçbir şey yaşanmasa bile, kalbin tam ortasına öyle bir oturur ki, başka hiçbir şeyin önemi kalmaz. Eğer aşk sadece bir üreme içgüdüsü olsaydı, birlikte olamadığımız insanları zamanla unutmamız gerekirdi. Ama olmuyor. Kalıyorlar. Yıllar geçiyor, şehirler değişiyor, hayatımıza başkaları giriyor… Ama o “bir kişi” içimizde bir yerlerde kendini hep hatırlatıyor. Birlikte olamamış olabilirsiniz. Belki o kişi başkasıyla evlenmiştir. Ama siz hâlâ onun şarkısında kendinizi buluyorsunuz. Bu, geçmişe takılı kalmak değil. Bu, hâlâ sevmek. Sadakat de tam burada başlıyor. Aşk, insanı bağlayan bir zincir değildir. Ama serbest bıraksan bile kalbinden koparamadığın bir bağdır. Gerçek aşk, sadece fiziksel yakınlıkla sınırlanamaz. Aşık olduğun insanla hiçbir şey yaşamadan da ona sadık kalabilirsin. Çünkü bu bağ, tenin değil kalbin seçimidir. Gözlerin değil, ruhunun bakışıdır. O yüzden birine gerçekten aşıksan, başka birine bakmazsın. Bakmazsın çünkü gönlün doludur. Kimileri aşkı kimyasal bir tepkime olarak görebilir. Saygı duyarım. Ama bana göre aşk; tüm kırıklıkların, umutların ve hayal kırıklıklarının bir kişide iyileşmesini beklemektir. O kişiyle tamamlanmak değil, onunla daha da eksiksiz hissetmektir. Ben buna inandım. Aşka sadece hormon diyenlere de kızamam. Belki onlar da bir gün, sadece sarılmanın bile her şeyden daha değerli olduğunu anladıklarında, bu fikri yeniden düşünürler. Çünkü aşk bir gecede yaşanmaz. Aşk bazen yıllar boyunca içimizde büyür. Kimse görmez. Kimse anlamaz. Ama biz biliriz. O çiçek içimizde açmıştır. Ve o çiçek solana kadar, gerçek aşk da bitmez.