18 yaşında iş hayatına atılmıştı. Lise diplomasını eline aldığında çoğu arkadaşı üniversiteyi düşünürken, o ailesine destek olmak için bir kafede garsonluk yapmaya başlamıştı.
Çalışmak zorundaydı; ailesinin maddi durumu buna izin veriyordu.
Ama içindeki sessiz bir fırtına, gün geçtikçe büyüyordu. Her sabah işe giderken kafasında binlerce soru dönüyordu:
“Ben ne olacağım?”
“Bu iş bana gelecek sağlayacak mı?”
“Benim de daha iyi bir hayatım olacak mı?”
Arkadaşları sosyal medyada yeni işler, stajlar, yurtdışı eğitim fırsatları, kendi projeleri hakkında paylaşımlar yapıyorlardı.
Burak, her gönderiyi gördüğünde için için kaygılanıyor, kendi yolunu yetersiz görüyordu.
Kafede müşterilere hizmet ederken bile gözleri uzaklara kayıyordu.
Bir masadaki genç, laptop başında kod yazıyor, başka bir genç girişimcilik fikrini sunuyordu. Burak, onların hayatlarına bakarken kendi geleceğini düşündü ve içi burkuldu:
“Ben ne zaman kendi işimi, kendi projemi yapacağım? Ben de bir şeyler başarabilir miyim?” Evde annesi sorularını soruyordu:
“Burak, artık bu iş sana yeter mi? Bir planın var mı?”
Ama Burak’ın cevabı yoktu. İçinde bir bilinmezlik vardı, bir belirsizlik: yarın ne olacağını, hangi fırsatın çıkacağını, hangi yolun onu nereye gotüreceğini bilmiyordu.
Yoruluyordu. Hem fiziksel hem de zihinsel olarak.
Sabah erken kalkmak, akşam geç çıkmak, maaşın yetmemesi, tasarruflar…
Hepsi bir araya geldiğinde bir yük haline geliyordu. Ama en ağır olanı, geleceği görememekti.
Bir gün yine kafede masaları temizlerken kendi kendine mırıldandı:
“Acaba ben hep böyle mi kalacağım? Başka bir yol yok mu?” İşte bu içsel kaygı, Burak’ın hayatındaki en büyük mücadeleyi başlatıyordu.
Henüz yolun başındaydı, ama bilinmezlik ve kıyaslamalar onun zihnini kemiriyordu.
Ve farkında olmadan, kendi hayatıyla başkalarının hayatını kıyaslamak, onu her geçen gün biraz daha tüketecekti.
Devamı için …. 2. Bölüm (Somut Çatışmalar)